Kayıtlar

3. Bölüm

  İlayda çalan telefonun sesiyle elini komodinin üstünde gezdirdi. Odanın karanlık olmasından akşam olduğunu anlamıştı. “Saat kaç?” diye düşünürken uyuşmuş göz kapaklarını yarım yamalak ayırabildi birbirinden. Bir yandan esnerken bir yandan arayana baktı. Telefonun ekranında “Suna Teyze” yazılıydı. “Hatice’nin annesi!” diye geçirdi içinden. Gözleri telefonda yazan saate kayarken, “Neden bu saatte arıyor?” diye düşündü. Saat, gece üçe yaklaşıyordu. “Kaç saattir uyuyorum ben?” dedi kendi kendine. Arkadaşından ayrıldıktan sonra gördüğü rüya hakkında saatlerce kafa yormuştu. Sonrasındaysa başı yeniden ağrımaya başlamıştı. Sanki birisi beyninin içinde koşuşturup duruyordu. Kafasının içinde bir şey sürekli, “Uyu!” diyordu. O da bir yerden sonra yenik düşmüştü bu dürtüye. Ağrıya daha fazla dayanamayıp bir ağrı kesici içmişti. Şimdiyse uyuşan vücudunu esnetmeye çalışarak telefona cevap veriyordu: “Efendim Suna Teyze!” “Kızım, rahatsız ediyorum bu saatte,” dedi Suna. “Yok ne rahatsı...

2. Bölüm

  Zihninde yankılanan sözlerle yataktan fırladı. Hızla yatağının yanındaki komodinin gözünü açtı. İçinden siyah kapaklı kalın defteri eline aldı. Kırık beyaz sayfalar arasında dolaşırken boş bir sayfada durdu parmakları. Sağ eliyle sayfayı tutarken sol eli kalem bulma telaşındaydı. Parmakları komodinin gözünde dolanıyordu. En sonunda aradığı kalemi bulmuştu. Hızla aklında kalan sözleri yazmaya başladı: “Sana sesleniyorum. Hapset, aaaa neydi, uyu,” dedi ve yarım yamalak bir şeyler karaladı sayfalara. Birkaç saniye öylece kalakaldı. Gözlerini dahi kırpmamıştı. “Bu seferkini hatırlamıyorum,” diye kendi kendisine söylenmeye başladı. Sonrasında yazmaya ve söylenmeye devam etti: “Bir adam vardı. Bir de kadın hayır hayır! Tuhaf sihirli bir kadın! Büyücü ya da cadı da olabilir. Cadı! Sonra yeşil bir ışık…” durdu. Rüyasını hatırlamaya çalıştıkça başı ağrımaya başlamıştı. Defteri kapattı. Kendisini tuhaf hissediyordu. Rüyadan uyansa da hala bir yanı oradaydı. Sanki bu dünyayla rüyası arası...

1. Bölüm

  Gözlerini açmasıyla birkaç yıl yaşlandığını hissetti. Yaşlı kadının bu büyüden neden kendisini uzak tuttuğunu anlıyordu artık. Bazı büyülerin bedeli insan yaşamıyla ödenirdi. Ve bu büyü için beş yıl kaybetmişti. Gerçi birazdan bunun hiçbir önemi kalmayacaktı. Bugün her şey sona varmalıydı. Her şeye bir son vermeliydi. Akciğerlerini dolduran derin bir nefes aldı. Hala alevlerin sıcaklığını yüzüne vuruyordu. Tabi semadan yağan yağmuru da hissediyordu teninde. Etrafa bakmaya başladı. Sarayın ortasında bulunan taştan yapılma avluyu görebiliyordu. Avluyu, duvarlarından akan lavlar aydınlatıyordu. Birden merdivenlere doğru koştu. Hızla aşağıya doğru iniyordu. Aradığını görmüştü çünkü. Yaptığı büyünün etkisini yeni fark ediyordu. Vücudunun yaşlandığını hissedebiliyordu. Taş basamaklardan inerken kısa bir süre öncesine göre daha yorgundu.   Yine de durmadı. Duramazdı. Cadı ya hançere hapsedilirdi ya da her şey kül olurdu. Son basamağı indiği an oğlanı ve onun elindeki hançer...