1. Bölüm

 

Gözlerini açmasıyla birkaç yıl yaşlandığını hissetti. Yaşlı kadının bu büyüden neden kendisini uzak tuttuğunu anlıyordu artık. Bazı büyülerin bedeli insan yaşamıyla ödenirdi. Ve bu büyü için beş yıl kaybetmişti. Gerçi birazdan bunun hiçbir önemi kalmayacaktı.

Bugün her şey sona varmalıydı. Her şeye bir son vermeliydi. Akciğerlerini dolduran derin bir nefes aldı. Hala alevlerin sıcaklığını yüzüne vuruyordu. Tabi semadan yağan yağmuru da hissediyordu teninde.

Etrafa bakmaya başladı. Sarayın ortasında bulunan taştan yapılma avluyu görebiliyordu. Avluyu, duvarlarından akan lavlar aydınlatıyordu. Birden merdivenlere doğru koştu. Hızla aşağıya doğru iniyordu. Aradığını görmüştü çünkü.

Yaptığı büyünün etkisini yeni fark ediyordu. Vücudunun yaşlandığını hissedebiliyordu. Taş basamaklardan inerken kısa bir süre öncesine göre daha yorgundu.  Yine de durmadı. Duramazdı. Cadı ya hançere hapsedilirdi ya da her şey kül olurdu.

Son basamağı indiği an oğlanı ve onun elindeki hançeri gördü. Oğlan, sarmaşıklarla yakalanan cadıya sapladı hançeri. “Sana ses…” diyordu ki kız da ona eşlik etmeye başladı. Hatta daha baskılı söyledi. Hançer kendi benliğine sadece bir kişiyi alacaktı. Kendisi dışında kimse cadıyı yenemezdi.

“Sözleri ben söylerim,” dedi genç adam. Elleri, yeşim taşından yapılma hançeri sıkıca kavramıştı. Onu, cadının kalbine saplı tutmaya çalışıyordu. Sesinin titremesinden anlaşılıyordu ne kadar zorlandığı. Yine de başladığı işi bitirmekte kararlıydı.

“Bu benin görevim!” dedi kız. “Onunla baş edebilecek tek kişi benim,” dedi ve ardından devam etti cümlelerine: “Sana sesleni…” devamını getiremedi. Bu sefer de erkek girdi araya.

“Sözleri ben söylerim! Sen git! Git buradan!” dedi kaygılı sesiyle.

“Dünyanın yok olmasına izin vermezsin! Olanları gördün! Köyde olanları gördün! Seni kontrol etmesine izin verme! Beni durdurmaya çalışıyor! Onunla savaşacak kadar güçlü olan tek kişi benim!”

Yağmur şiddetle yağmaya devam ediyordu. Cadının siyah teni gitmiş yerine kendi beyaz rengi gelmişti. Çıplak bedeni, her yağan damlayla daha da güçsüzleşiyordu.  Alevlenen saçları aşağıya düşmüştü. Kafasını merdivenin önünde duran kıza çevirdi. Gözlerini ona dikti. Siyah gözlerinden öfke damlıyordu adeta.

“Cadı zihnimde falan değil! Buraya kendi isteğimle geldim! Ölmene izin vermeyeceğim!” dedi oğlan. “Defalarca öleceksin! Buna izin vermeyeceğim!”

Kız ne yapacağına karar veremiyor gibiydi. Ama davasından vazgeçemezdi. Cadı o hançere hapsedilmeliydi “Sana sesleniyorum,” demişti ki oğlan araya girdi yeniden: “Ölmene izin veremem!” dediğinde gözlerinden birkaç damla yaş aktı. Cadının gücüne karşılık, hançeri onun kalbinde tutmakta zorlanıyordu. Kollarına yoğun bir yükün bindiğini hissediyordu. Öyle bir yüktü ki bu, biraz daha zorlanırsa kemikleri teker teker kırılacaktı. “Git buradan!”

Kız sustu ve durdu öylece. Kafasını yavaşça gök kubbeye kaldırdı. Her bir damla suratına vururken gözlerini yeniden cadıya dikti. Onu güçsüz bırakmak için çokça güç harcanmıştı. Savaş meydanındaki çoğu kişinin yaşadığını dahi hissedemiyordu. Şimdi sözleri söyleyip cadıyı hançere hapsetmeliydi. Tekrardan sözlere başlıyordu ki karşısında duran adamla yeniden tartışmaya girdi. Oysa daha ne kadar cadıyı güçsüz bırakabilirlerdi ki!

Gökyüzündeki yağmur damlaları giderek azalmaya başladı. Erkek de, kız da kafasını gökyüzüne çevirdi. “Vakit kalmadı,” dedi kız. Sesi oldukça kısıktı ama oğlan duymuştu söyleneni.

Azalan yağmurun etkisiyle cadının beyaz teni yeniden siyaha bürünmeye başladı. Saçları, yıldırım çarpmışçasına dikleşti. Adeta siyah vücudunda kızıl bir lav akıyormuşçasına damarları parlamaya başladı. İki eliyle birlikte hançeri tuttu. Dizlerini, soğuk zeminden havaya kaldırırken kız da erkek de vaktin azaldığını anladı.

İkisi de aynı anda söylemeye başladı sözleri:

“Sana sesleniyorum,

Onu al kendine ve hapset benliğine,

Uyut onu ve sakla içinde,

Onu uzaklaştır bu diyardan ve karşılığında beni al!”

Sözleri söyledikleri an hançer bütün ışıltısıyla göz alıcı bir şekilde parladı. Her yeri yeşil bir ışık boyadı. Adam hançeri tutmayı bırakıp yere eğildi. Kız da kollarıyla gözlerini kapadı ama yine de ışığın gözbebeklerini yaktığını hissetti. Bu sırada cadının acı dolu çığlıkları duyuldu. Kulak zarını yırtacakmışçasına şiddetliydi sesi. Tabi bu acı dolu yakarışlar, hançerin ışığı sönerken sona erdi.

***

Elleri sanki çığlıkları bastırmak istercesine kulaklarına kenetlenmişti. Oysa dışarıdan hiçbir ses gelmiyordu. Buna rağmen ellerini hala kulaklarında tutuyordu. Gözlerini açtı Efe.  Üzerindeki yorganı görmesiyle ellerini kulaklarından çekti. Kısa kısa ve hızlı hızlı nefeslerinin ardından neler olduğunu fark etmeye başladı. “Rüya!” dedi içinden. “Sadece Rüya!”

Gözleriyle etrafı gezdi. Odasındaydı. Ahşap gardırobu ve yeşil renkteki duvar kağıdı kendisine bakıyordu. Kafasını rahatça yastığa bıraktı. Nedenini bilemediği bir şekilde kalbi deliler gibi çarpıyordu. Kulakları, düğünde vurulan iki davulun arasında kalmışçasına ağrıyordu. Bir rüyanın kendisini bu denli strese sokmuş olmasını anlamsız buluyordu. Normalde çoktan yataktan kalmış olmalıydı fakat biraz daha kestirmeye karar verdi. Kafasının üzerine yorganı çekip birkaç dakika daha yatakta kaldı.

***

Gözlerinin üzerinde duran kolları indirdi İlayda. Yavaşça gözlerini açtı ve açtığı gibi de kapattı. Gördüğü ışıktan sonra kendisini oldukça rahatsız hissetmişti. Kirpiklerini birkaç defa kırpıştırdı. Kirpiklerinin arasından yavaşça etrafta gezdirdiğinde odasında olduğunu anladı. Kafasını yastığa yaslayıp “Rüyaydı sadece!” dedi kendi kendine. Bir rüyaya göre oldukça gerçekçi oluşundan biraz ürkmüştü aslında. O oğlan ve kadın, gördüğü yer, sesler ve ışık… En azından şimdi sıcacık yatağındaydı. Kalbinin sakinleşmesini istercesine derin bir nefes aldı. Üzerindeki yorgana sıkıca sarılıp kafasını yastığa bastırdı. “Sana sesleniyorum,” diye mırıldandı bir an.





© 2026 [Ülkü Şahsenem Yıldırım]. Bu eserin tüm yayın hakları yazara aittir. İzinsiz kopyalanamaz ve paylaşılamaz.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

2. Bölüm

3. Bölüm